Hayatı Temsil Etmek Mümkün mü?
- Alp Uludere

- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur
Synecdoche, New York üzerine iki bölümlü bir okuma
Bazı filmler vardır; ilk izleyişte anlaşılmaz, yıllar sonra açıklanır.
Bazı filmler vardır; izledikten sonra “beğendim mi?” sorusu anlamını yitirir. Synecdoche, New York tam olarak böyle bir film. Charlie Kaufman, bu ilk uzun metrajında seyirciyi bir hikâyenin peşinden sürüklemek yerine, onu bir zihnin içine bırakır. Çıkışı olmayan ama son derece tanıdık bir zihin.
Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı tiyatro yönetmeni Caden Cotard, hayatını sahneye taşıyarak onu “doğru” biçimde temsil etmeye çalışır. Ancak film ilerledikçe tiyatro arka plana çekilir; asıl mesele temsil değil, var olamama hâlidir. Caden’ın bedeni bozulur, ilişkileri çözülür, zaman elinden kayar. Hoffman’ın oyunculuğu, dramatik patlamalar yerine sessiz bir çöküş sunar.
Caden’ın New York’un birebir kopyasını devasa bir hangarın içine inşa etmesi, filmin merkezindeki fikri kristalize eder: Gerçekliği eksiksiz temsil etme arzusu. Ancak temsil büyüdükçe anlam azalır. Detay arttıkça hayat silikleşir. Kaufman, modern insanın temel çıkmazını işaret eder: Her şeyi açıklamaya çalışırken, hiçbir şeyi gerçekten yaşayamaz hâle gelmek.

Zaman, Synecdoche, New York’ta dramatik bir unsur değil; sessiz bir yıkımdır. Yıllar tek bir sahnede akıp gider. İnsanlar yaşlanır, aşklar biter, bedenler çöker — ama kamera bunu büyütmez. Çünkü hayat da çoğu zaman böyle ilerler. En büyük kayıplar, fark edilmeden yaşanır.
Bu film seyirciyi rahatlatmaz. Net cevaplar vermez, açıklama yapmaz, hatta çoğu zaman kasıtlı olarak anlaşılmaz görünür. Bu nedenle Synecdoche, New York, “zor filmler” listelerinde sıkça anılır. Ama tam da bu zorluk, filmi kalıcı kılar.
Synecdoche, New York’u Neden Yıllar Sonra Daha İyi Anlıyoruz?
Bazı filmler vardır; ilk izleyişte zihni yorar, ikinci izleyişte kalbi. Synecdoche, New York da bunlardan biridir. Film değişmez; değişen izleyicidir.
Gençken Caden Cotard’ın kararsızlığı sinir bozucu gelebilir. Neden bu kadar pasif, neden bu kadar gecikmiş? Oysa zaman geçtikçe, Caden’ın trajedisinin tembellik değil, korku olduğunu fark ederiz. Hayatı doğru yaşama arzusu, onu yaşamaktan alıkoyar.
Filmin zaman algısı, yaş aldıkça başka bir anlam kazanır. İlk izleyişte anlatısal bir oyun gibi duran zaman atlamaları, yıllar sonra kişisel bir yüzleşmeye dönüşür: “Bu kadar zaman ne ara geçti?”

Philip Seymour Hoffman’ın performansı da yaşla birlikte derinleşir. Oyunculuk, burada bir karakter yaratma meselesi değil; bir bedenin ve zihnin yavaş yavaş ağırlaşmasının kaydıdır. Caden’ı anlamak, çoğu zaman kendimizi anlamakla çakışır.
Belki de Synecdoche, New York’un en sarsıcı yanı budur: Film bize yeni bir şey öğretmez. Zaten bildiğimiz ama ertelediğimiz bir gerçeği görünür kılar. Hayat prova değildir.



Yorumlar